29 Kasım 2016 Salı

Westworld Dünyasına Hoş Geldiniz

westworld
HBO'nun 2 Ekim 2016 tarihinde yayına başladığı Westworld, yazar Michael Crichton'un 1973'de yazıp yönettiği aynı adlı filminden uyarlamasıdır. Baş rolününü sevdiğim aktörlerden Anthony Hopkins'in yapması beni diziye daha çok çeken etmenlerden biri oldu.

Dizinin Westworld adlı parkta gelecekçi temasının hikayesi ''yapay zekanın doğuşu ve günahın geleceği hakkında karanlık bir macera'' olarak tanımlanması ilgi çekici durumlardan biridir.

Gerçek insanlarla aynı özelliklere sahip fakat elektronik olarak kontrol edilebilen koca bir dünya, kulağa hoş gelebiliyor. Zenginlere hizmet eden bu park hayatlarındaki düşlediği tüm fantezileri gerçekleştirebildiği ve kendi hikayesinin kahramanı olabilmesi parkın en ilgi çekici yanı oluyor.

Büyük bir dehanın ürünü olan bu parkta herşey istenildiği gibi yürür. Fakat daha sonraları ise dizide çokça adını duyduğunuz Arnold'ı aramaya başlayacaksınız ve Arnold 9. bölümde karşınıza çıkıcak. Anthony Hopkins ( Dr. Robert Ford ) ilk başlarda sadece bu dünyayı yaratan bir mühendis gibi gözükmesi ile başlayan hikaye daha sonraları Robert'ın parkın tek hakimi olduğu düşüncesi ile yer değiştirecek.

Parktaki ev sahiplerine rüya eklenmesi ile birlikte ortaya çıkan geçmişi hatırlama durumu daha sonraları ise özgürlük umuduyla yanıp tutuşan evsahiplerini ortaya çıkaracak.

Spoiler vermek istemiyrum. Bu yüzdende fazla detay vermeden ana hatları ile anlatmaya çalıştım. Snuç olarak bilim kurgu dizisi seviyorsanız ve dahice yazılmış senaryolar bir diziyi izlemeye etkense sakın kaçırmayın bire an önce başlayın.

3 Ekim 2016 Pazartesi

Neden Yabancı Dizi

   Türkiye de dizi sektörüne öyle bir göz attığımızda sürekli bir üretimin yapıldığı ardı arkası kesilmeden yeni projelerin çıktığı bir ülke haline geldik. Türkiye’de 1 ayda çıkan dizilerin toplamı sanırım net olmamakla birlikte en çok izlenen yabancı dizilerin 1 yılda ürettiğinden daha fazla üretim yapıyorlar bu sadece bir gözlem sonucu elde ettiğim bir sonuç bilimsel temellere dayanmamaktadır. Açıkçası çok önemli bir konu olduğunu düşünmüyorum.
   Fazla üretim kaliteyi düşürüyor mu? Aklımıza gelmesi gereken ilk sorunun bu olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü fazla dizi üretiminin olduğu ülkemizde nitelikli diziler üretilmekte, bunun temel nedeni kısa zamanda çok uzun süreli dizilerin üretilmesidir. Bu nedenle genelde benzer konulara sahip hatta yurtdışındaki dizileri taklit eden ki buna çoğunlukla mecbur kalıyorlar çünkü yeni konu bulmak konusunda girilen kıtlık sektörü buna doğru yönlendiriyor.
   Yabancı dizilerin ülkemizde üretilen diziler arasındaki net fark kalite ve prodüksiyondur. Saatlerce uğraşılan dekorlar, sahneler ve makyajlar bunun yanı sıra zekice planlanmış senaryolar (tabi ki bunu her yabancı dizi için söyleyemeyiz) ile bezenmiş, özenilmiş çalışmalar ortaya koyuyorlar. Yılda ortalama 10 ile 22 bölüm arası üretim yapan 45 dk. süreye sahip olan yabancı diziler Türkiye’de aslında bu sektörde çalışanların sorunlarını da net bir şekilde ortaya koymaktadır. “Yerli dizi, yersiz uzun” sloganıyla oyuncuların ayaklanması ve sendikal mücadele vermesi daha anlaşılır bir durumdadır.

   Ben açıkça Türkiye’de üretilen (Leyla ile Mecnun gibi kaliteli yapımlar hariç) dizileri izlemekten zevk almıyorum. Ve takip etmenin zaman kaybı olduğunu düşünüyorum.

29 Eylül 2016 Perşembe

Baker Sokağının Dahi Dedektifi Sherlock Holmes

   2010 yılında başlayan BBC yapımı bu şahane diziyi gerçekten üzülerek söylüyorum. Yıl olmuş 2016 ve ben yeni izliyorum. Şuana kadar 3 sezon oynayan yaklaşık 1:30 saatlik bölümlerden oluşan 3 bölümlük tadından yenmeyen film tadındaki bu dizi gerçekten takdire şayan.
   Polisiye, gerilim, suç ve dram konulu bu dizi imdb notu ise 9,3 ile bana kalırsa tam yerinde bir not almıştır. Benim gibi bulmaca çözmeyi seven ve Bing Bang Theory'deki gibi Sheldon gibi sosyopatları seven biri iseniz bu dizi tam size göre.
  İlk bölümlerinde basit bir giriş yapan ama ikinci sezonda ise zirveye çıkan bir dizi olmuş. İkinci sezondan sonra diziden gerçekten zevk aldığımı söylemeliyim.
  Sherlock Holmes karakterini oynayan Benedict Cumberbatch rolun hakkını gerçekten vermiş. Ve onun ortağı Martin Freeman ise vasatın biraz üzerinde kalmış daha iyi olabilirdi ama yinede hoş bir uyumları var.
  Spoiler verme yanlısı bir insan değilim vermeyeceğimde ama şunu söylemeliyim. Sherlock cinayetleri çözmekten zevk alan bir adam ve cinayetlerin olmasına aynı zamanda ihtiyaç duyan bir adam aslında tam olarak bakıldığında toplumun insanlar üzerinde yarattığı tabuların hiç birine sahip olmayan insanı doğal yaşamı ile ele alabilen zeki bir sosyopat.
  Genel olarak kullanılan bir klişeyi maalesef Sherlocktada görebiliyoruz. İyi zeki bir sosyopatımız varsa o zaman kötü zeki bir sosyopatımızda olmalı fikrinde yola çıkılarak yaratılmış "Moriarty" karakteri ne kadar gerekli olmuş konusunda çelişkilerim mevcut fakat dizinin farklı bir yanı olarak sürükleyicilik katmadığını söyleyemem. Çünkü Moriaty'e odaklı bir durum mevcut değil. Ama 3. sezonun finalinde Moriarty size gerçekten yok artık dedirtecek. Biraz akıl üstü durumlar mevcut karışık net açıklanmayan olaylar insanın biraz canını sıkabilir. Size bilmem ama hala aklıma taktığım bir çok olay var mesela.
  Sonuç olarak kesin izleyin üstte anlattığım kriterler size uyuyorsa biran bile düşünmeyin:)

3 Şubat 2016 Çarşamba

Shameless ; "İlişkilerin gerçekçiliği"

Shameless dizisi ile tanışmam geç oldu açıkcası , fakat size şunu söyleyebilirim keyif alarak izlediğim hatta içinde yaşadığımı hayal ettiğim nadir dizilerdendir.
Her bir karakter bakıldığında çok iyi bir şekilde analizi yapılmış ve hatta yaratılmış ve oyuncuları çok iyi bir şekilde seçilmiş Fiona karakteri alkolik bir babanın ve bipolar bir annemin çocuğu olarak kardeşlerine bakmak zorunda kalan ve evin idaresi işini küçük yaşta üzerine alan bir kadın olarak görüyoruz. Fakat iş sadece bununla bitmiyor evde tüm çocukların bir şekilde evin idaresine katkıda bulunduklarını görüyoruz. Yani bozuk bir ailede aile bağlarının çok sıkı olduğu bu çocuk ve gençler hayatlarını idame etmekte zorlanmıyorlar. 
Benim en çok beğendiğim karakter Lip karakteri akıllı ve zeki olan Lip karakteri evin yükünü sırtlamada Fiona'dan sonra geliyor. 
Dizi de en ilgi çekici konu cinsellik konusu başta geliyor. Bizim gibi cinsellik konusunda sözde tabusu olan ve bu tarz konuları açığa vuramayan toplumlarda olduğu gibi pek hoş karşılanmayacak durumlarla karşılaşıyoruz.
Fiona'dan, Lip'in ilişkilerine be hatta eşcinsel kardeşlerine, değişik fantezilere sahip komşuları, strapon seven Sheila'ya kadar farklı cinsel tercihleri ve ilişki tarzlarını içinde barındıran bu dizi ülkemizde pek tercih edilesi durmasa da yinede azımsanmayacak büyüklükte bir hayran kitlesi bulunmakta eğer sizde tabuları olmayan ve yaşama geniş bakabilen biri iseniz demek ki Shameless izleyici olarak bu diziyi ilk bölümünden izlemenizi tavsiye ederim. 


20 Ekim 2015 Salı

Biri Nedir? Mi Dedi!

   Aslında daha önceleri bir videolarına rastlamıştım kendilerinin fakat detaylı olarak inceleme fırsatım hiç olmamıştı. Ama bugün hiç üşenmeyip yaptıkları tüm videoları tek tek izlemiş bulunmaktayım.
   Nedir? bir youtube kanalı olmakla birlikte bir 321Media projesidir. İlginçlikleri ise anlatım dili ve şeklidir. Mesela her video bir kelimeyi işliyor ama mesela sadece o kelimenin anlamı değil. O kelimenin toplum içindeki karşılığı ve karşıtlığını bir çok yönden irdeleme şeklinde yapılırken bunun mizahi bir dil ile anlatılması bu anlatım şekillerine hoş bir hava katıyor.
   Cevabını verdikleri kelimelerde "derbi,seçim,öğrenci,homofobi,klişe,empati,.." uzayıp gidiyor. Ve siyasi olarak kullanılan imgeler ve betimlemeler işin ayrı bir dikkat çekici noktası :) sübliminal mesaj nedir? sorusuna en iyi cevap kendileri oldukları kesin..
   Özellikle Burcu Bakdur'un çektiği programlara hayran kaldım. Kamera karşısında seyirciyi kendine çekmesini çok iyi biliyor. Ve etkileyici bir performansı var. Tabiki bu Billur Bolu'nun hazırladığı programları beğenmediğim anlamına gelmiyor tabi ki ama neyse çok fazla deşmeyelim.
   Kurgu ve yönetmenliğini Orçun Baş'ın yaptığı, yapım koordinatörlüğünün Erhan Kerem Çankaya üstlendiği, yönetmen yardımcılığında ise Verda Uçan'ın olduğu Nedir? programına başarılar diliyorum. Ve bu tarz programların daha da çoğalmasını diliyorum.
   3 Ağustos 2015 tarihinde açılan youtube kanalının an itibari ile 139.466 abonesi ve 9.888.941 görüntüleme mevcut sizde abone olmak için tıklayın
    Aşağıdaki videodan başlayabilirsiniz. Tavsiyedir.

   

MARVEL'ın ve DC COMICS'in Kahraman Klişeleri

   Daredevil dizisini izlerken bir çok kez aklıma takılan şeydir. Kahraman klişeleri ne diye amaçsızca kahraman saatlerce dayak yer ve sonunda yine kazanır. Bütün kahraman filmlerinin başarısız senaryosudur kanımca. Neden daha yaratıcı bir senaryo yaratılmaz ki?
   Genel olarak klişelerden bahsetmek gerekirse kahramanın polis yada halk gözünde otoritesinin sarsılması? Başlarda hep böyle başlar mesela "Arrow" dizisinde olduğu gibi ama sonra genelde kahraman polisle çalışmaya başlar saçmalığı onu takip eder. Aslında polisin sinir olması genel olarak çocukça bir duygu ile başlar. Ya da şehirde çok fazla kirli polis vardır. İşlerine engel olduğu içinde olabiliyor tabi ki... 
  Ve son olarak kahramanın öldürülemez olma sorunsalı... Elbetteki adı üstünde kahraman ve evet bu kahramanlar birer çizgi roman karakteri ve yine evet bu kahramanların yer aldığı diziler birer bilim-kurgu hikayelerinden ibaret bunu da biliyorum. Ama zekamızla alay etmek o kadar hoşuma gitmiyor. Ben ülkemde çekilen dizilerden haz etmiyorum. Çünkü basitler hepsi birbirinin aynı, olaylar aynı, kişiler aynıdır. Genelde oturma odası, hastane odası ve şirketin toplantı odası arasında bir üçgenden pek fazla sapmayan yaklaşık %30'undan fazla sahnenin ağlamak ile geçtiği ve hiç bir öğretici yanı olmayan diziler zekamızla alay geçmekten başka bir şey değildir. Bu yüzden bu dizilere hak ettiği değeri vererek daha anlamlı bir hale getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Prison Break'in kendini bana izletme nedenlerini her dizide arar oldum. 

19 Ekim 2015 Pazartesi

Kapitalizm, Bomba ve Sanat

   Yaklaşık 1 haftadır yazmıyorum. Oysa ki blogumu açtığım ilk günden beri hiç aksatmadan yazardım. Yazmıştım daha doğrusu en son yazımı 8 Ekim Perşembe günü yazmıştım. Çünkü 9 Ekim Akşamı Emek,Demokrasi ve Barış mitingi için Ankara'ya doğru yola koyulmuştuk. Onun için yazma fırsatı bulamadım.
   Medyadan takip ettiğiniz üzere o miting de iki tane bomba patladı. İkinci bomba ise tam önümde patladı. Ve ben şans eseri son anda kurtuldum.,
Hayatımın en iğrenç manzarasıydı. Parçalanmış ve yanmış cesetler, et ve kemik parçaları, tanıdıklarının içinde olma ihtimali ve çaresizlik, elinin kolunun bağlı olması...
   Tüm bunların içinde çekilen resimler ve videolar! Aslında ne garip dimi? Ne çekiyorsun git yardım et dersin izleyince... Ama düşünmezsin medyanın satılmış olduğunu, devlet istemezse o görüntüleri göstermeyeceğini, o an tek düşüncen insanlar bunu görmeli diyorsun. Tüm şaşkınlığınla hayatının en kötü sahnesini çekiyorsun! Yaralılar ve cesetler birer makyaj yada efekt değil yerdeki kan boya değil. Her şey kanlı ve canlı tüm gerçekliğiyle önünde!
   Devlet bize adeta artık yeni sanatınız bu diyor! Bundan sonra ceset çizeceksin, ölümlere müzik yapacaksın, ölümlerin filmini çekeceksin!
   Eğer bugünden örgütlenip sesimizi daha fazla çıkartmazsak bu durum gittikçe ağırlaşacaktır. Eli kanlı mafya babalarının rahat rahat, oluk oluk kan akacak diyebildiği bir ülkede kan içinde yüzmeye devam edeceğiz.

8 Ekim 2015 Perşembe

Film Yapmak Aslında Bu Kadar Basit

   Film çekmek hep hayalimdi. Liseden beri merkalı olduğum alanlardan biriydi. O zamanlar hiç bir filmi kaçırmaz iyi ya da kötü olmasına bakmaz izlerdim. Film çekmek çok basit aslında, zor olan ise güzel film yapmaktır.
   2012 yılında Evrensel Kültür Merkezinin düzenlediği Gençlik Yaz Kampına(*1) katıldım. Katıldığım kampta çeşitli atölyeler vardı. Ben sinema atölyesini seçtim. Yaklaşık 6 gün içinde bir film senaryosu yazıp çekmemiz gerekiyordu.
   Atölye yürütücümüz "Fıtrat"(*2) isimli kısa filmiyle Hak-iş'în 2014 yılında düzenlediği yarışmada 1. olan Suat Eroğlu'ydu. Bize sadece bir konu bulup bunu stop motion tekniği ile kare kare çizmemizi istedi. Söylediklerini aynen uyguladık. Konu bulup, senaryolaştırdıktan sonra, ardından oyuncu ve mekan ayarlamalarını yaptık. Daha sonra çekimlere geçtik tüm bunlar 1,5 günde tamamlandı ve ardından kurguya geçtik. Ve bir kaç saatlik kurgu çalışmasının ardından film ortaya çıktı. Ve hayatımın ilk kısa film çekme deneyimimi yaşamış oldum.
   O zaman kadar film çekmenin çok zor bir iş olduğunu düşünürdüm. Fakat o zaman anladım ki aslında çok basit bir iş sadece detaylara dikkat ederek çok ince işçilikler çıkartmak gerek.
*1 http://www.genclikyazkampi.org/
*2 http://www.hakiskisafilm.org/kazananlar/2014/fitrat.aspx

7 Ekim 2015 Çarşamba

Hep mi? Amerika Kazanacak!

Amerika'da 2015 verilerine göre 100.000 evsiz yaşamaktadır.
  Hollywood sinemasından bahsediyorum. Hep Amerika'nın kazandığı dünyanın en büyük gücü, tüm ülkeleri yöneten tek güç Amerika, her zaman kazanır? Holywood'a göre öyle Amerika'nın kaybettiği, Vietnam savaşını yıllarca başarı ile kazanılmış gösteren yine Hollywood değil mi sanki...
   Holywood sineması dünyanın en iyi yönetmenleri, en iyi oyuncuları, en iyi kameramanları, en iyi ekipmanları ve en iyi stüdyolarına sahiptir. Buda elbetteki büyük bir güçtür. Sinema'nın toplum üzerinde etkisine bakıldığında popüler Hollywood sineması ile neler yapılabileceğini tahmin etmişsinizdir.
   Genel olarak bakıldığında tüm Hollywood filmleri aynı şablona sahiptir. Amerika'da güzel bir gün ile başlar. Herşey çok güzeldir ve Amerika'da yaşayan herkes çok mutludur. Sanırsın ki hiç bir sorunları yoktur. Bu şablona tek ekledikleri sorunlar aile sorunları olmuyor değil. Evsizler genelde yoktur. Olduğu zamanlar ise dekor olarak kullanılırlar. Ya da Mr. Robot dizisindeki gibi zengin bir şirket CEO'sunun stres atmak için para karşılığında dövdüğü bir karakter olarak da yer aldığını görebiliyoruz.
   Ve birden düzen bozulur Amerika'nın başına bir felaket gelir. Tüm düzen alt üst olmuştur. Ve oda ne Amerika'nın her zaman ihtiyacı olan bir kahraman filmin olmazsa olmazıdır. Kahraman genelde ülkenin en güzel kızını kapar. Agresiftir. Ve kimeyi dinlemezler.
   Felaket filmlerinin vazgeçilmezi ben sölemiştimciler. Kesin biri olay olmadan önce uyarır ama kimse onu dinlemez. Daha sonra haklı olduğu ortaya çıkar ama iş işten geçmiş olur. Ama o kişi ekibe dahil olur mutlaka...
   Tehdit veya felaket yada kötü olay ne derseniz. Artık geçmiştir. Amerika kurtulur. Ve insanlar o eski güzel günlerine geri dönmüştür.Yaklaşık 13 Milyon işsizin yaşadığı ve 100.000 evsizin mutlu mesut yaşadığı günlere...

*Şablon film türlerine göre dallanıp budaklanıyor. Ama genel olarak bahsetmek istedim ilerleyen günlerde daha detaylı bir yazı yazacağım.

6 Ekim 2015 Salı

Kör Kahraman Olur Mu?

    İzlediyseniz hemen tahmin etmişsinizdir. Daredevil’den bahsettiğimi yeni izlemeye başladığım Daredevil dizisi ilk bölümü ile beni etkilemeyi başardı.
   Daredevil bir Marvel karakteridir. Gerçek adı Matt Murdock olan Daredevil, gündüzleri avukatlık yapmaktadır. Geceleri ise Daredevil karakteriyle suçlularla mücadele eder. Baş düşmanı, babasını öldürten Kingpin'dir. Matt, 12 yaşında gözlerine radyoaktif madde dökülmesiyle kör olmuştur. Fakat bunun karşılığında diğer 4 duyusu güçlenmiştir. Ayrıca kulakları radar olarak görev yapmaktadır. Kırmızı kostüm giyer. Babasının istediği gibi sakin ve beladan bir hayatı tercih etmeyip bu güçlerini kötülüklere ve Wilson Fisk(Kingpin)'e karşı kullanır.
   Dizinin genel olarak Marvel filmleri havasında kasvetli ve karanlık bir atmosfere sahip ve oyunculukların gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle aksiyon sahneleri kısa tutulmamış ve yakın çekim sayesinde karakterin tüm hareketlerini rahatlıkla görebiliyoruz.
   Marvel bugüne kadar karşımıza bir çok süper kahraman çıkartmıştı. Fakat bu diğerlerinden çok farklı aslında kahramanın süper bir gücü yok. Ama gözleri görmemesine rağmen diğer duyularını en üst derece geliştirmiş olması onu tamda süper güçlü bir kahramana dönüştürüyor.  Dizi de gördüğümüz üzere kahramanımız duyma duyusunu öyle geliştirmiştir ki karşısındakinin kalp atışlarını duyabiliyor. Hatta bunun sayesinde kişinin yalan söyleyip, söylemediğini anlayabiliyor.

Wikipedia'dan derlenmiştir.